Hörr/GürrÇevir
Cücük adıyla da bilinen ve yaygın olarak Gaziantep’te oynanan Hörr/Gürr oyununun kökeni ve tarihi hakkında ayrıntılı bilgi bulunmamaktadır. Ancak oyunun malzemesinin taş olması, oyunun geçmişinin çok eskiye dayandırılabileceğine işaret etmektedir. Cemil Cahit Güzelbey de Gaziantep Folklorundan Notlar adlı kitabında Hörr oyunun menşeini tespit edemediğini ancak oyunun malzemesinin taş olması nedeniyle çok eski devirlerden kalmış olabileceğini belirtmiştir. Henüz maddenin, ağacın, uzvi cisimlerin işlenmediği devirlerde eğlence aracı olarak taşların kullanıldığını ifade etmiştir (1959: 76).
Oyunda oyuncu sayısı kadar taş kullanılır. Biçim özellikleri bakımından bu taşların hangi oyuncuya ait olduğu bellidir. Ayrıca oyunda cücük adı verilen ve bütün oyuncuların taşı ile vurmayı hedeflediği bir taş daha bulunmaktadır. Cemil Cahit Güzelbey her oyuncunun ortalama 15-20 santimetre çapında ve 3-4 santimetre kalınlığında sertçe birer taş hazırladığını, bu taşın daire şeklinde olmasına, yassılığına, fazla ağır olmamasına dikkat edildiğini belirtmiştir. Cücük adı verilen taşın çapının ise 6-7 santimetre ölçülerinde ve küre şeklinde sert bir taş olması gerektiğini ifade etmiştir. Sert olmazsa oyun sırasında kırılabilir veya ufalanabilir. Cücüğün ufak ve pürüzlü olması ebenin; iri, pürüzsüz ve yuvarlak olması ise oyuncuların işini kolaylaştırır (1959: 76). Oyunun tek malzemesinin taş olması, oyun malzemesinin kolay temin edilmesini ve oyunun her zaman ve mekân olarak uygun olan her yerde oynanabilmesini sağlamaktadır. Oyun bu açıdan geleneksel oyunların en önemli özelliklerinden biri olan her an, her yerde ve ulaşılabilir malzemelerle oynanması özelliğini de taşımaktadır.
Hörr/Gürr oyunu, düz bir zeminde oynanır. Bu zemin genellikle topraktır. Oyun sokak, köy meydanı veya kır gibi açık mekânlarda oynanmaktadır. Geleneksel oyunların büyük çoğunluğu oyun mekânı açısından mevsimlerle uyumludur. Kış mevsiminde kapalı mekânlar, bahar ve yaz mevsimlerinde ise açık mekânlar tercih edilmektedir. Hörr/Gürr oyununun da kapalı alanlarda oynanmaya müsait olmaması oyunun daha çok bahar ve yaz mevsimlerinde oynandığını göstermektedir. Gonca Tokuz Gaziantep’te açık mekânda oynanan oyunların, sokaklarda, boş alanlarda, kırda veya belirlenmiş özel bir alanda oynandığını belirtmiş ve bu oyunlara örnek olarak Hörr/Gürr oyununu vermiştir (2011: 69-70). Bu durumu ise Gaziantep’te iklimin pek sert olmaması ile ilişkilendirmiştir (2011: 107). Banu Akbaş ve Selma Özuslu Ünal ise Hörr oyununda alan olarak meyilli arazilerin ebe için çok zahmetli olması nedeniyle tercih edilmediğine dikkat çekmiştir (2016: 33). Cemil Cahit Güzelbey oyun sahasının boyunun 10-15 metre uzunluğunda 5-10 metre genişliğinde olması gerektiğini, sahanın iki tarafının duvar, çalı, siyeç gibi engellerle kapalı olmasının ise ebenin işini kolaylaştıracağını belirtmiştir. Bu sahanın ortasına 30-40 santimetre çapında bir daire çizilir. İçine oyunun en önemli aracı olan cücük koyulur. Buraya ise merre adı verilir (Güzelbey, 1959: 76; Atalar, 1991: 48-50). Oyun, genellikle erkek çocukları tarafından oynanır. Gonca Tokuz, çocukların yaşlarının 10-17 arasında değiştiğini ve nadiren oyuna kız çocuklarının da alındığını ifade etmiştir. Oyuncu sayısında ise herhangi bir sınırlama olmadığına değinmiştir (2011: 208-209). Ancak Cemil Cahit Güzelbey, oyunun üç kişi ve üzeri oyuncu ile oynandığını belirtmiştir. Oyuncu sayısının az olmasının oyunun zevksiz ve heyecansız olmasına neden olacağından ve altı-yedi kişiden çok olmasının ise ebeyi zorlayacağından tercih edilmediğini dile getirmiştir (1959: 76). Sonuç olarak oyuncu sayısı, kurulan oyuna göre değişkenlik göstermektedir. Oyun ebe seçimi ile başlamaktadır. Bu seçimde sayışmaca, taş saklayıp tahmin etme, adım sayma gibi yöntemler kullanılmaktadır. Cemil Cahit Güzelbey oyuncuların ikişerli gruplara ayrıldığını, ellerinde taş sakladıklarını ve hangi elde olduğunu tahmin etmeye çalıştıklarını ifade etmiştir. Bilemeyenlerin kendi arasında yeniden gruplara ayrıldığına ve “taş saklamaç” oyununu oynadıklarına, en son bilemeyenin ise ebe olduğuna yer vermiştir (Güzelbey 1959: 77; Özdemir 2006: 191).
Oyunun temel kuralı oyuncuların kendi taşları ile merre adı verilen daire içine koyulan cücük taşını vurmaya çalışmasıdır. Bu bakımdan oyun; aşık, koz ve misket gibi oyunların bazı türleri ile benzerlik gösterir. Metin And, “Taş ve Gülle Oyunları” başlığında kuralları karmaşık ve ilginç olan oyunlara örnek olarak Gaziantep’ten Hörr/Gürr oyununu vermiştir (2003: 262). Oyunun temel kuralı dışında cücük taşının merreden çıkarılması, olabildiğince uzaklaştırılması, taş merreden çıktığı anda her oyuncunun kendi attığı taşı alabilmesi, eğer bu süreçte ebeye yakalanacak olursa yalnızca kendi taşına basarak kurtulabilmesi gibi farklı kuralları da vardır. Cemil Cahit Güzelbey bu oyunun kurallarını şu şekilde açıklamıştır:
“Oyun cücüğün dairenin içine koyulmasıyla başlar. Oyuncular bu daireden en az beş metre uzaklıktaki çizgi üzerinde sıralanırlar. Ellerindeki taşlarla cücüğe vurup daireden uzaklaştırmaya çalışırlar. Ebe ise yerinde bırakmaya çalışır. Atılan taş ya cücüğe isabet edip onu daire içinden uzaklaştırır ve fırlattıkları taş da merre yakınında veya uzağında bir yerde kalır. Atıcılar cücük merre içinde bulunmadığı bir anda koşup taşlarını bulunduğu yerden alıp getirir. Tekrar aynı şekilde cücüğü daire içinden çıkarıp uzaklaştırmaya gayret ederler. Kendi taşlarının ebeye yakınlığı ve uzaklığı, alınıp getirilmesi bakımından önemlidir. Yakında olursa kolay kolay alınmaz. Uzakta olursa ebe merreyi koruma telaşındayken kolayca alınabilir. Cücük daire içindeyken taşları almaya gelirken veya taşları alıp uzaklaşırken ebenin oyunculardan birine eliyle dokunması kendini ebelikten kurtarır. Bu dokunuşa vurma denir. Ebelik vurulan oyuncuya geçer. Oyuncular taşlarını hemen alıp dönmek zorunda değildir. Oyuncu ebe kendine dokunmadan ayağını taşın üzerine temas ettirince vurulmaktan kurtulur. Orada bekleyip ebenin diğer oyuncularla meşgul olmasından veya cücüğün daire içerisinden uzaklaşmasından istifade ederek yerlerine dönmeye çalışır. Taş yerden kaldırılıp oyuncunun elindeyken de vurulabilir” (1959: 78).
Oyun iki takıma ayrılarak da oynanabilmektedir (And 2003: 262). Oyunun belirli bir oynanış süresi yoktur. Cemil Cahit Güzelbey oyunun bir saat devam edebileceğini belirtirken; Gonca Tokuz oyunun oyuncular oyundan usanıncaya kadar devam ettiğini ifade etmiştir (Güzelbey, 1959: 78; Tokuz, 2011: 208-209). Oyunda bilinen herhangi bir ödül ve ceza sistemi bulunmamaktadır (Tokuz, 2011: 208-209). Oyundaki rol dağılımı yönünden ebenin görevinin diğer oyunculara göre daha zor olduğunu söylemek mümkündür. Cemil Cahit Güzelbey Hörr oyununda en büyük rolün ebenin olduğuna yer vermiştir. Ebe, bir taraftan daire içindeki cücük taşını takip ederken, bu taş uzaklaşırsa hızla gelip yerine koymaya gayret eder, diğer taraftan atılan taşın hangi oyuncuya ait olduğuna da dikkat etmelidir. Oyuncular ayaklarını yerde duran kendi taşlarına basmakla vurulmaktan kurtulur. Başkalarının taşına basmaları kendilerini kurtaramaz. Ebe ayakları ile cücüğü merre içinde bırakmaya gayret edeceğinden ayaklarını atılan taşlardan korumaya da özen göstermelidir. Taş fırlatan oyuncular da ebenin ayağına vurmaktan kaçınmalıdır (1959: 78). Ebe ancak cücük taşı daire içinde iken taşlarını almaya gelen ve taşını alıp giden oyuncuya elini dokundurabilirse ebelikten kurtulur. Eğer oyuncu ebeden önce daire içine girip taşına ayağı ile konursa ebe olmaz. Bu nedenle ebe hangi taşın hangi oyuncuya ait olduğunu bilmek zorundadır (Tokuz, 2011: 208-209). Oyunda birkaç defa ebe değişmesi mümkün olduğu gibi bazen bir oyun boyunca bir ebe merrenin bekçisi olarak kalır. Bu hâl ebenin çevikliğine ve kurnazlığına bağlıdır (Güzelbey, 1959: 78). Bu açıdan oyundaki bütün oyuncuların titizlikle taş takibi yaptıklarını söylemek mümkündür. Ancak ebe olan oyuncunun hem cücük taşının merre içinde kalması için çalışmak hem taşın kendisine gelmemesi için kendi güvenliğini sağlamak hem de oyunculara ait taşların hangi tarafa gittiğini gözlemleyerek ebelik rolünden kurtulabilmek için diğer oyuncular taşlarına basmadan ebeleyebilmek gibi çok yönlü bir göreve sahip olduğu belirtilebilir.
Hörr/Gürr oyunu yaygın olarak Gaziantep ilinde ve çevresinde oynanmıştır. Oyunun günümüzdeki durumu değerlendirildiğinde ise oyunun yaygınlık oranının düşük olduğu söylenebilir. Gonca Tokuz ise bu oyunu, günümüzde oynanmayan oyunlar arasında ele almıştır (2011: 208-209). Ancak oyun hem Gaziantep ilinde yeniden canlandırılabilir hem de Türkiye’de yaygınlaştırılabilir. Çünkü bu oyun, çocuklar ve gençler başta olmak üzere oyuncuların pek çok farklı kazanım elde etmesini ve beceri geliştirmesini sağlamaktadır. Cemil Cahit Güzelbey bu oyunun kısmen vücut sporu, kısmen de isabetli vuruşa bağlı bir maharet oyunu olduğuna dikkat çekmiştir (Güzelbey, 1959: 78). Bu açıdan oyun öncelikle olarak bedensel ve psikomotor gelişimi destekler. Oyun, oyuncuların sosyal beceriler geliştirmesini, takım içinde ve iş birliği hâlinde hareket etmeyi kavramasını, kazanmayı veya kaybetmeyi kabullenmesini sağlar. Bunlara ek olarak oyunun, geleneksel oyunların en önemli özelliklerinden biri olarak, oyuncuların kültürel kimlik ve aidiyet duygularının güçlenmesine katkı verdiği söylenebilir. Diğer yandan da oyuncular açık mekânlarda doğa ile buluşarak, kendilerine bir taş seçerek ve bu taşı sahiplenerek oyunu oynadıkları için doğayı tanıma fırsatını elde ederler ve koruma bilincini de geliştirirler.
Kaynaklar
Akbaş, Banu; Özuslu Ünal, Selma. “Oyuncaklarla Oynanan Geleneksel Gaziantep Oyunları”, Uluslararası Erken Çocukluk Eğitimi Çalışmaları Dergisi, 1.1, 2016: 25-42.
And, Metin. Oyun ve Bügü Türk Kültüründe Oyun Kavramı. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2003.
Atalar, Ali. Gaziantep Kültüründe Oyun. Gaziantep: Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Kültür Serisi, 1991.
Güzelbey, Cemil Cahit. Gaziantep Folklorundan Notlar. Gaziantep: Kardeşler Matbaası, 1959.
Özdemir, Nebi. Türk Çocuk Oyunları, Cilt 2, Ankara: Akçağ Yayınları, 2006.
Tokuz, Gonca. Gaziantep Çocuk Oyunları Üzerine Halk Bilimsel Bir İnceleme, Gaziantep Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Türk Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep, 2011.
Madde Yazarı
Dr. Öğr. Üyesi Zeynep Safiye Baki Nalcıoğlu
Madde Editörleri
Dr. Meryem ÖZDEMİR & Araş. Gör. Kadirhan Özdemir
ISBN
978-625-99966-0-8